Klasik Dönem Yunan Yurttaşlığını Klasik Dönemde Bırakmak

Yurttaşlık üzerine yazarken Antik Yunan dönemiyle başlama gereği duyarız. Yaygın algıya göre, Atina agora’sında sıra sıra dükkânların önünde, kölelerin uzaktan izlediği uzun siyasal tartışmalar yapıp heyecanla ve görev tutkusuyla meclis toplantılarına giden kişilerdir Atina yurttaşları. Yunan yurttaşlık anlayışıyla özdeşleştirilen “aktif katılım” gibi kimi özellikler bazen bir ideal olarak alınır; özellikle ulus ile yurttaşlık arasında bir tekabüliyet ilişkisi kuran yaklaşımlara karşı eleştirel yurttaşlık fikrini savunanlar için bu özellikler gayet heyecan vericidir. Bazen de bu idealin yurttaş kategorisine dahil edilmeyen çok sayıda grubun varlığıyla gölgelendiğini anımsatırız: Ne de olsa Yunan yurttaşlık anlayışında kadınlar, köleler ve metoikos’lar (başka kentlerden gelenler) tartışmalara ya da karar alma süreçlerine katılma hakkına sahip değildirler.

 

Gelgelelim bu yaygın anlatı bir tür gizli anakronizm içerir. Adeta sabit bir Yunan yurttaşlık idea’sı vardır, bu idea kimi dönemlerde unutulmakta, kimi dönemlerdeyse anımsanıp geliştirilerek uygulanmaktadır. Bu kısa yazıda bu yaygın kavrayışa dair bir tartışma yapmayı arzuluyorum. Antik Yunan dünyası için 20.-21. yüzyıllardakine benzer bir “yurttaşlık” veya “yurttaş” kavramından söz etmek ne derecede doğrudur? 18. yüzyıl ve sonrasının anayasacılık deneyimleriyle yoğrulmuş bir hukuki kategori ve Aydınlanma düşünürlerinin ve günümüz siyaset teorisyenlerinin temsili rejim ve demokrasi üzerine görüşleriyle şekillenmiş bir felsefi terim olan “yurttaşlık”ı acaba geriye dönük olarak arayıp yüzyıllar öncesinde bulmaya çalışmak gibi bir hataya mı düşüyoruz?

 

Yunan yarımadasında ortaya çıkıp gelişen M.Ö. 8. yüzyıl civarında “polis” adıyla anılmaya başlanan çok sayıda kentsel yerleşimde son derece katı bir sınıfsal tabakalaşma vardı. Kabile reislerinin, nüfuzlu aile babalarının, askeri liderlerin, büyük toprak sahiplerinin ve ailelerinin dahil olduğu aristokrat sınıf için aile aidiyeti her şeyin önündeydi. Tipik bir arkaik dönem (M.Ö. 8.-5. yüzyıl) aristokratı kendi polis’inin avam tabakasıyla değil, başka polis’lerin aristokratlarıyla aidiyet ve duygudaşlık bağları kurma eğilimindeydi (Richter, 2011, s. 25). Erdemin aileden aktarıldığı, dolayısıyla ancak aristokratların erdem sahibi olduğu düşünülüyordu. Arkaik dönemin aristokratları kendilerini yurttaş ya da kentliden ziyade kalos k’agathos (güzel ve iyi) olarak tanımlıyor ve bu sıfatlarla kendilerini en başta kendi kentlerinin avam tabakasından ayrıştırıyorlardı. Bu dönemin pek çok polis’inde “kentli” ya da “yurttaş” (polites), muhtemelen aristokratları olduğu gibi avamı da kapsayan bir kavramdı (Duplouy, 2018). Ancak arkaik polis’lerin aristokratları için kentli/yurttaş olmak değil, bir bakıma “kentin gerçek sahibi olmak” esastı.

 

Burada bir parantez açıp aristokratik ideolojinin daha güçsüz olduğu ya da hiç var olmadığı örneklerden de bahsedebiliriz. Yunan yarımadasından farklı olarak, İyonya’daki (günümüzün İzmir-Aydın sahil şeridindeki) ve günümüzün Güney İtalya ve Sicilya sahillerindeki polis’ler, arkalarında yarımadanın toplum yapılarını bırakan yerleşimciler tarafından kurulmuştu. Dolayısıyla eski kolonilerin gelişmesiyle oluşan bu polis’lerde toplumsal tabakalaşma Tesalya ya da Atina’da olduğu gibi katı değildi ve aristokratik aidiyet ideolojisinin yeri yoktu. Kojin Karatani’ye göre, toplumsal statü açısından eşit kabul edilebilecek kişilerin oluşturduğu bu toplumlarda “izonomi” (Karatani’nin açıklamasını aktarırsak, “hükmetmenin olmaması”) ilkesi baskındı, başka bir deyişle, herkes yasa önünde ve birbirleri arasında eşit kabul ediliyordu. Arkaik dönemde İyonya kentlerinin egemen ideolojisi hakkında pek bilgi sahibi değiliz. Dolayısıyla bu polis’lerde kentli/yurttaş tanımının nasıl yapıldığını tam olarak bilemiyoruz. Kaldı ki İyonya polis’lerindeki göreli eşitlik zamanla yerini servet sahiplerinin güç sahibi olduğu oligarşilerin sınıflı toplum yapısına bırakacaktı.

 

Klasik Dönemle Gelen: Demokratik Yurttaşlık

 

Yunan dünyasında “yurttaş” (polites) statüsü Atina gibi büyük ve güçlü bir polis’te demokratik rejimin kurulmasıyla, M.Ö. 5. yüzyılda tekrardan gündeme gelip yeniden tanımlanacaktı. Bu dönemde aristokrasi halen Atina başta olmak üzere pek çok polis’te iktisadi gücünü ve fiili nüfuzunu korumakla birlikte aristokrat ve köle olmayan kent sakinleri uzun bir mücadelenin sonucu olarak kentteki karar alma mekanizmalarına ve yargı organlarına katılım hakkı elde etmişlerdi; Kleisthenes reformlarından (M.Ö. 508) itibaren Atina’da avam tabaka ve aristokrasi arasında hukuki bir fark kalmamıştı. Demokratik ideoloji, aile aidiyetini sadakatin, bağlılığın ve erdemin temel kriteri olarak kabul eden aristokratik ideolojiye bir tepki olarak oluşmuştu. Demokrasi yanlılarına göre esas olan belirli ailelerin diğer ailelere göre doğuştan üstün olması değil, kentin yerlisi olan bir aileye mensup olmaktı (Richter, 2011: 26, 33).

 

Genel olarak klasik dönem Yunan polis’lerinde, özel olarak da Atina’da yurttaş kategorisi her şeyden önce kente özel bir aidiyetle bağlı olan kişileri kapsıyordu: Yurttaşlık doğuştan gelen, aileden aktarılan bir aidiyetti (Blok, 2017). Ancak aristokratik ideolojiden farklı olarak demokratik dönemde az sayıda üstün ailenin değil, zenginiyle yoksuluyla kentin tüm yerli ailelerinin kentin sahibi olduğu öne sürülüyordu. Klasik dönem Yunan dünyasının egemen ideolojisinde (en azından M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda), kentlerin tanrılar ve belirli bir insan topluluğu arasında özel bir bağ, bir anlaşma, bir görevlendirme ile kurulduğu düşünülürdü; “kentli” sözcüğüyle tanrılarla özel bir bağ kuran ilk topluluğun mirasçıları kastedilirdi. Dolayısıyla kentliliğin ya da “yurttaşlığın” o dönemdeki esas anlamı doğuştan belirli bir aile üzerinden kentin gerçek yapıtaşı olan insan topluluğuna ait olmaktan ibaretti.

 

İstisnai olarak hizmetleri karşılığında bir kentin yerlisi olmayan kişilere meclisin kentli/yurttaş statüsü bahşettiği durumlara rastlanıyordu, ancak anlaşıldığı kadarıyla genel kural bir kişinin aileden “kentli” olduğu durumlarda o kentin yerlisi ya da yurttaşı kabul edilmesi yönündeydi. Kişinin ailesinin ne derecede “kentli” ya da yerli olduğunun belirlenmesi her kent ve her dönemde değişiklik gösterebiliyordu, örneğin Atina’da Perikles döneminde, M.Ö. 451-450’de yürürlüğe giren yasayla birlikte hem anne hem de babası Atinalı olan kişiler Atina’nın yerlisi/yurttaşı kabul edilmişti. Buna karşılık Atina gibi büyük kentler cazibe merkezi haline geldikçe sayıları artan metoikos’lar ve yine sayıları giderek artan köleler yurttaş kategorisinin itinayla dışında tutuluyorlardı.

 

Kadınların polis’lerde yurttaş kabul edilmediği sıklıkla söylenir ve yazılır. Oysa Atina’da “kadın yurttaş” (politis) kategorisi mevcuttu. Kadın yurttaşlar karar alma mekanizmalarına katılmamakla birlikte dinsel törenlerde aktif görev alarak kendilerine has yurttaşlık görevlerini yerine getiriyorlardı. Yurttaşlığın M.Ö. 5. yüzyılda tanım gereği dini bir boyutu olduğunu bir defa daha hatırlatalım: Kentin tanrıların isteği ve rızasıyla kurulduğu, kentlilerin/yurttaşlığın kökeninde tanrı rızasının bulunduğuna inanılan bir dönemde kent içinde dinsel törenlerde görev almak yurttaşlığın gerektirdiği temel bir görevdi.

 

Katılımcı Yurttaşlık Meselesi

 

Günümüzde klasik dönemin Yunan yurttaşının tanım gereği sahip olduğunu düşündüğümüz pek çok özellik, en başta da polis’i ilgilendiren işlere (örneğin tartışma ve karar alma süreçlerine) aktif katılım, aslında klasik dönemde yurttaşlığın tanımlayıcısı değildi. Demokratik polis’lerde aktif katılım yurttaşlara övgü ve takdir getiren bir özellik olarak görülüyordu, ancak bu özellik yurttaşlığın tanımlayıcısı olmaktan uzaktı. Başka bir deyişle, Yunan yurttaşları politik işlere katıldıkları ölçüde yurttaş kabul edilmiyorlardı; doğuştan yurttaş statüsüne sahip oldukları için politik işlere katılma hakkına sahiptiler.

 

Bu noktada itirazlar yükselebilir. Antik Yunan dünyasından günümüze kalan çok önemli bazı metinlerde yurttaşlık ve katılım arasında çok yoğun bir bağ kurulmamakta mıdır? Perikles’in “Cenaze Töreni Söylevi”nde ya da Aristoteles’in Politika’sında yer alan yurttaş imgesi her şeyden önce polis’in ortak işlerine katılan ya da bu işlerden pay alan bir kişiyi anlatmaz mı? Bu soruya yanıt vermek için bu iki metni biraz daha yakından inceleyelim. Perikles’in M.Ö. 431-430 kışında, Peloponnesos-Atina Savaşı’nın başlangıcında ölen Atinalılar için yaptığı, tarihçi Thukydides’in (2.37.1) aktarımıyla günümüze ulaşan söylevin bir yerinde, Atina politeia’sında (polis yapısında) kişilerin ortak işlere ilgi gösterdikleri ölçüde değerli görüldüklerini anlatır. Bu satırları dikkatli bir şekilde okuduğumuzda Perikles’in ortak işlere ilgi ve katılımı yurttaşı yurttaş yapan unsurlar olarak görmediğini, daha ziyade yurttaş vasfına sahip kişilerin övgüye layık faaliyetleri olarak gördüğünü anlarız.

 

Yunan yurttaşlık anlayışı konusunda sık sık atıf yapılan bir diğer metin ise Aristoteles’in Politika’sıdır. Düşünür burada “mutlak anlamda yurttaş”ı “karar alma ve [idari] makamlarda pay sahibi” olarak tanımlamıştı (Pol., 1275a22-24). “Karar alma” (krisis) muhtemelen adli görevlere bir göndermeydi; idari görev (arkhe) ise her türden yönetme görevi anlamını içeriyordu. Aristoteles’in bu tanımı, yakın dönemde pek çok araştırmacıyı Eski Yunan dünyasında polis’te görev almanın yurttaşlığın tanımlayıcısı olduğunu düşünmeye sevk etmiştir. Oysa bu, düşünürün kendi ideal polis ve yurttaş anlayışını gösteren, buna karşılık klasik dönemde yaygın olan yurttaşlık anlayışını yansıtmayan bir tanımdır (Blok, 2017; ayrıca bkz. Giangiulio, 2017).

 

***

 

Arkaik ve klasik dönem Yunan “yurttaş”larına dair bu özet bile M.Ö. 400 civarının polites’leriyle 2023’ün yurttaşları arasında muazzam farklılıklar olduğunu gösteriyor. Buradan bir sonuca varabiliriz: Eski Yunan dünyasında yurttaşlık sabit, tartışılmaz bir kavram değildi, “katılım” ve “görev üstlenme” gibi günümüzde çok büyük anlamlar yüklediğimiz, idealleştirdiğimiz anlamları Yunan dünyasının insanları “yurttaş” ile pek ilişkilendirmiyorlar, günümüzde yurttaşlıkla ilişkilendirilmeyen dini ritüelleriyse temel bir yurttaşlık görevi olarak görüyorlardı. Buna karşılık kentli/yurttaş/yerli anlamına gelen sözcüklerin eski Yunan dünyasındaki dönüşümüne dair bazı dersler çıkarmamız mümkün. Her şeyden önce, Yunan toplumu sınıflı bir toplumdu ve yurttaşlık aristokrasinin gücünü yitirip aristokrat olmayan kentlilerin güç kazandığı bir dönemde ortaya koydukları katılım taleplerine paralel olarak önem kazanmıştı. Perikles’in ve Aristoteles’in görevlere katılım konusuna vurgu yapmalarının nedeni de muhtemelen buydu. Buna karşılık aristokrasiye karşı avam tabakasının eşitlik talepleriyle yoğrulan yurttaş kategorisinin kendisi yine dışlayıcıydı; metoikos’lar ve köleler yurttaş topluluğunun dışında kalmaya mahkûmdular. Tam da bu nedenle Atina’da yaşayan bir dizi metoikos düşünür, en başta da Sinoplu Diogenes ve Kitionlu Zenon, kosmopolites (dünya yurttaşı) olduklarını belirtme gereğini duyacaklardı. Yurttaşlığın sonraki yüzyıllardaki gelişimi, yurttaşlıktan dışlanan sınıf ve grupların ortaya koydukları taleplerle ve hak kazanımlarıyla mümkün olacaktı.

 

Kaynakça

Aristoteles, Politika, çev. Özgüç Orhan, İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2018.
Blok, Josine, Citizenship in Classical Athens, Cambridge: Cambridge University Press, 2017.
Duplouy, Alain, “Citizenship as Performance”, Alain Duplouy ve Roger Brock (haz.), Defining Citizenship in Archaic Greece, Oxford: Oxford University Press, 2018, s. 249-274.
Giangiulio, Maurizio, “Looking for Citizenship in Archaic Greece: Methodological and Historical Problems”, Lucia Cecchet ve Anna Busetto (haz.), Citizens in the Graeco-Roman World Aspects of Citizenship from the Archaic Period to AD 212, Leiden: Brill, 2017, s. 33-49.
Karatani, Kojin, İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çev. Ahmet Nüvit Bingöl, İstanbul: Metis Yayınları, 2019.
Richter, Daniel S., Cosmopolis: Imagining Community in Late Classical Athens and the Early Roman Empire, Oxford: Oxford University Press, 2011.
Thukydides, “Thukydides’in Peloponnesos Savaşı’nın Tarihi’nden: Perikles’in Cenaze Töreni Söylevi”, çev. Suat Y. Baydur, Mete Tunçay (der.) Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi: Seçilmiş yazılar: Eski ve Orta Çağlar, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012, s. 33-41.

Galatasaray Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. Yüksek lisans derecesini Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi Tarih bölümünden aldı. Doktora çalışmalarını yine aynı üniversite ile Budapeşte Eötvös Loránd Üniversitesi arasındaki ortak bir program çerçevesinde tamamladı. Doçent unvanını siyasal düşünceler alanında aldı. Halihazırda Praksis dergisi danışma kurulunda yer almakta, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyesi (profesör) olarak görev yapmaktadır. Siyasal düşünceler tarihi, siyaset felsefesi, kültür tarihi ve siyasal tarih alanlarında çeşitli dergi ve kitaplarda yayımlanmış makalelerinin yanı sıra Lukács: Marx’a Giden Yol (2006), Siyasal Düşünceler Tarihine Giriş: Tarihyazımı, Temel Yaklaşımlar ve Araştırma Yöntemleri (2017) ve Siyasal Düşüncelerin Toplumsal Tarihi (2021, üç cilt) adlı kitapları bulunmaktadır.

©2021  blog.insanhaklariokulu.org.
Tüm hakları saklıdır.

web tasarım: mare.design

E-bültenimize abone olarak duyurularımızdan haberdar olabilirsiniz.

Yayınlanan yazıların içerikleri sadece yazarların sorumluluğu altındadır ve Hollanda Büyükelçiliği ve /veya KAGED’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.