İnsan ticareti, en basit ifadesiyle kişinin ekonomik bir çıkar için istismar edilmesi ile sonuçlanan ilişkiler bütünüdür ve “temel insan haklarının kümülatif bir ihlali” niteliğindedir. Dünya genelinde insan ticareti en çok “yabancı” kadınları hedef almakta, bu kadınlar çoğunlukla cinsel sömürü amacıyla istismar edilmektedir[i]. Sınır aşan doğasında sömürü ve güç eşitsizliğini barındıran insan ticareti, kadınları kendi ülkelerinde hedef alarak başka bir ülkeye sömürü amacıyla taşıyabileceği gibi, bu kişilerin bulunduğu ülkelerdeki “yabancı” olma halini istismar ederek kişileri burada da hedef haline getirmektedir. Özellikle vatandaşlık bağları bulunmayan ülke topraklarında bulunan kadınlar, insan ticaretine karşı birçok sebeple daha savunmasızdır. Bu sebepler yasal statü eksikliği ve dil bariyeri gibi göçmenliğe has sebepler olabileceği gibi, toplumsal cinsiyet normları gibi kadınları olumsuz etkileyen unsurlar yahut aile ve devlet korumasından yoksun olma hali gibi çok katmanlı unsurlarla da ilişkili olabilmektedir.
Son on yılın en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke[ii] statüsündeki Türkiye özelinde meseleye baktığımızda, insan ticaretine karşı kırılgan ciddi bir nüfusun varlığı göze çarpmaktadır. Türkiye’deki insan ticareti mağdurlarının çoğu, dünya genelindeki eğilime paralel şekilde yabancı ve kadındır. Bu insan ticareti mağdurlarının maruz kaldığı sömürü tipi de aynı şekilde “cinsel sömürü”dür. Uyruk bakımından ise bu mağdurların çoğu, Türkiye’deki sığınmacı nüfusunu da oluşturan, Suriyeli, Özbek, Afgan ve Kırgızlardan oluşmaktadır.[iii] Türkiye’deki insan ticareti mağdur profilini oluşturan bu nüfusun özellikleri, düzensiz göç ve insan ticaretinin birbirini karşılıklı olarak besleyen ilişkisini anlamamıza olanak sağlamaktadır.
Mevzuata göre, yabancı bir insan ticareti mağduru, koruma ve destek hizmetlerinden yararlandığı süre boyunca sınır dışı edilemez ve bu mağdurların ülkede kalışları, mağduriyetin yarattığı etkilerin iyileşmesi amacıyla, en fazla üç yıla kadar uzatılabilen “insan ticareti mağduru ikamet izni” ile sağlanmaktadır. Bu üç yılın ardından, yabancı insan ticareti mağdurları için ülkede kalışı garantileyen bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu üç yıllık zaman kısıtlaması, temelde iki probleme işaret etmektedir.
Öncelikle, bu üç yılın sonunda insan ticareti mağduriyetinin yarattığı etkilerin giderilmiş olduğu yönündeki karine, ihtiyaç duyulan bu sürenin bazı kişiler için üç yıldan fazla olabileceği gerçeğini değiştirmemektedir. İnsan ticareti gibi travmatik bir deneyimden hayatta kalan kişinin, yalnızca fiziksel değil, psikolojik, bilişsel ve sosyal yönden iyileştiğinden emin olunması adına gereken süre, her vaka ve kişi özelinde değişebilecektir. Bu sürenin üç yılla sınırlı tutulup, üç yılın sonunda “gönüllü geri dönüş”e teşvik edildiği bir sistemde, bu anlamda ciddi riskler alınıyor olabilir. Nitekim, Göç İdaresi Başkanlığının 2023 yılı faaliyet raporunda, gönüllü geri dönüşten yararlanan yabancı insan ticareti mağdurlarının tanımlanan yabancı insan ticareti mağdurlarına oranındaki artışı bir hedef olarak belirlendiğinden, “gönüllü geri dönüş”e yönelik bir teşvik olduğu anlaşılmaktadır[iv]. Ancak, “gönüllü geri dönüş” gibi hayati bir kararı verecek olan bu mağdurun, bu karara ve sonuçlarına yönelik ihtimal ve riskleri anlayabilecek psiko-sosyal ve fiziksel koşullarda olduğundan emin olunmadığı taktirde, bu kişilerin yaşadığı hak ihlalleri devlet eliyle katlanarak artırılacaktır.
İkinci olarak, bu kişiler üç yılın sonunda tamamen iyileşmiş olsa bile, üç yılın sonunda ülkelerine dönmemek için sebepleri olabilir ve bu sebepler bir uluslararası koruma ihtiyacına işaret ediyor olabilir. Bu kişilerin menşe ülkesine dönmeme gerekçesi, ülkelerindeki koşullarla (örneğin aktif silahlı çatışma, belirli kişi ve grupların hedef alındığı siyasi yahut dini konjonktür vb.) veya kişinin diğer koşulları (kişinin siyasi görüşü sebebiyle hedef alınma riski, zorla evlendirilme riski, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği vb.) ile ilişkili olabileceği gibi, doğrudan insan ticareti ile de ilişkili olabilir. Örneğin insan ticaretine yeniden konu olma, insan tacirlerinin misillemesine maruz kalma, borç altında bırakıldığı parayı ödememe sonucu tacirler tarafından hedef alınma, toplumsal damgalanma veya dışlanma (özellikle cinsel şiddet mağdurları için), sosyal ve tıbbi yardıma erişememe riski bu gerekçeler arasında olabilir[v]. Nitekim, insan ticareti deneyiminin kendisi, kişilerin kırılganlığını artırdığından, gelecekte insan ticaretine yeniden maruz kalma risklerini de ciddi oranda artırmaktadır[vi].
Hem bu ikamet izninin mevzuat sebebiyle üç yıldan fazla uzatılamaması, hem de yabancı insan ticareti mağdurlarından çok azına[vii] verilmesi, menşe ülkesine geri dönemeyecek insan ticareti mağdurları için kalıcı bir çözüm gerekliliğine işaret etmektedir. Mevcut düzenlemeler ışığında bu kişilere başka bir ikamet izni sağlanmadığından, uluslararası koruma ve akabinde yerel entegrasyon veya üçüncü ülkeye yerleştirilme tek çözüm gibi görünebilir. Üçüncü ülkeye yerleştirme, bir dizi uluslararası eko-politik meseleye bağlı olduğundan, Türkiye’nin tek başına gündemi olamayacaktır, dolayısıyla bu yazının da konusu değildir. Ancak doğrudan Türkiye’nin iç hukukuna bağlı olan yerel entegrasyona baktığımızda, Türkiye’deki uluslararası (ve tamamlayıcı) koruma statülerinin yerel entegrasyonu kolaylaştırmadığı açıktır. Nitekim, mevzuata göre Avrupa Konseyi üyesi olan devletler dışından gelenlere ülkelerine geri dönene kadar yahut üçüncü ülkeye yerleştirilene kadar “şartlı mülteci” statüsü, Suriyelilere ise “geçici koruma” statüsü sağlanmaktadır. Verilen statülerin şartlı ve geçici doğası gereği kişiler, bu statüler üzerinden vatandaşlık veya vatandaşa eş haklar edinememektedir.
Öte yandan, bu kişilerin yalnızca insan ticareti mağduru olmaları sebebiyle sağlanabilecek kalıcı bir ikamet, dolayısıyla kalıcı bir devlet korumasından yoksun olmaları, “yurttaşlık” meselesinin dışlayıcı bir unsur olarak karşımıza çıktığı alanlardandır ve “haklara sahip olma hakkı” bağlamında “yabancılık” hali üzerinden zuhur etmektedir[viii]. Hem üç yıllık ikamet sonunda yabancı insan ticareti mağdurlarının menşe ülkelerine geri gönderilerek tekrar mağdur konumuna düşmemesi; hem de “sığınma arama hakkı” ve “geri göndermeme ilkesi”nin ihlal edilmemesi adına, uluslararası koruma (sığınma) prosedürü “tamamlayıcı bir koruma” olarak devreye sokulabilmektedir. Ancak, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerden gelenler için Türk mevzuatı kalıcı bir çözüm sunmamakta, dolayısıyla “haklara sahip olma hakkı” bakımından dışlayıcı bir tavır takınmaktadır.
Bu hususta atılacak adımlardan ilki, gönüllü geri dönüşün bir başarı göstergesi olmaktan çıkartılarak, gönüllü olarak menşe ülkesine geri dönmek isteyen insan ticareti mağdurlarının gerekli desteği aldığından, karar verme yetisinin yerinde olduğundan ve de kişinin profilini dikkate alan bir bilgilendirmenin yapıldığından emin olunmalıdır. Bu bilgilendirme özellikle, Eritre ve Türkmenistan gibi insan ticaretinin aktörü olan devletlerden gelen kişiler için ciddi önem arz etmektedir. Ancak bu meselenin çözülmesi, yabancı insan ticareti mağdurlarının ülkede üç yıldan fazla kalışlarını ve yerel entegrasyonlarını sağlamaya tek başına yetmeyecektir. Dolayısıyla, gerek uluslararası koruma statülerindeki “şart” ve “geçicilik” hali, gerekse insan ticareti ikamet izninin en fazla üç yıla kadar sağlanıyor oluşu, yasal bir iyileştirme ihtiyacına işaret etmektedir. [ix]
Dipnotlar
[i] Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC): “Global Report on Traffıcking in Person”, 2020.
[ii] UNHCR: “Factsheets and Dashboards”, Ağustos 2024.
[iii] Birleşik Devletler İçişleri Bakanlığı (USDOS): “2023 Trafficking in Persons Report: Turkey”; T.C. Göç İdaresi Başkanlığı (GİB): İnsan Ticaretiyle Mücadele Yıllık Raporları, 2020.
[iv]Türkiye’de, insan ticareti mağdurlarına yönelik iş ve işlemler, vatandaş-yabancı ayrımı yapılmaksızın, 2016 yılından bu yana, Göç İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Ayrıca bkz: T.C. Göç İdaresi Başkanlığı: Faaliyet Raporu-2023, Şubat 2024, s. 60.
[v]WHARTON, Rebecca: “A New Paradigm for Human Trafficking: Shifting the Focus from Prostitution to Exploitation in the Trafficking Victims Protection Act”, 16 Wm. & Mary J. Women & L. 753 (2010), s. 779.
[vi] ADAMS, Cherish: “Re-trafficked victims: How a human rights approach can stop the cycle of re-victimization of sex trafficking victims”. Geo. Wash. Int’l L. Rev.. 2011;43:201.
[vii] 272 yabancı insan ticareti mağdurunun tanımlandığı 2020 yılında, yalnızca 41 kişiye insan ticareti mağduru ikamet izni verilmiştir. Ayrıca bkz.: T.C. Göç İdaresi Başkanlığı, İnsan Ticaretiyle Mücadele Yıllık Raporları, 2020.
[viii] Arendt, Hannah. Totalitarizmin Kaynakları, çev. Barış Yıldırım, İletişim Yayınları, 2017
[ix] Kavramlar üzerine ayrıntılı bir inceleme ve daha detaylı bir tartışma için bakınız.: Aynur Yılmaz, Yabancı İnsan Ticareti Mağdurlarının Tespiti ve Korunmasına İlişkin Ulusal Mekanizmaların Uluslararası Koruma Rejimi ile Uyumu ve Etkinliğinin İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, 2024, Ankara: Ankara Üniversitesi SBE.
Aynur Yılmaz, lisans eğitimini Haziran 2017’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, yüksek lisansını ise Kasım 2024’te aynı fakültenin Göç Çalışmaları programında tamamlamıştır. İnsani yardım ve insan haklarının korunması alanlarında, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği bünyesinde Türkiye ve Somali’de görev yapmıştır. Uzmanlık alanları arasında, mülteci statüsünün belirlenmesi, ulusal sığınma sistemlerinin kapasitesinin geliştirilmesi, insan hakları ihlallerinin izlenmesi ve raporlanması, insan ticareti mağdurlarının tespiti ve korunması ile travma mağdurlarıyla mülakat teknikleri yer almaktadır.
- This author does not have any more posts.