Büyük Hikâyelerin Gölgesinde Bir Kuir Hafıza: Zeki Müren, Bursa ve “Makbul” Olmayan Kent Hakkı

 

Büyük Hikâyelerin Gölgesinde Bir Kuir Hafıza: Zeki Müren, Bursa ve “Makbul” Olmayan Kent Hakkı

 

Her şeyden önce, kent hikâyeleri nedir? Kimler yazar bu hikâyeleri ya da bu hikâyelere kimler hükmeder? Bu soru hem bu blog yazısını hazırlarken hem de sizlere anlatacağım sansür sürecinde kendime en çok sorduğum sorulardan biri oldu. Çünkü kent hikâyeleri yalnızca savaşlardan, fetihlerden, büyük siyasi olaylardan ya da erkek egemen anlatılardan oluşmaz. Bilakis, o kentte yaşayan insanların gündelik yaşamlarından, deneyimlerinden, mücadelelerinden ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerden beslenir. Peki, bu hikâyelerin ne kadarı gerçekten duyulur? Ben bu duyma ve duyulma ilişkisini en temelde bir kent hakkı olarak görüyorum. Çünkü kent hakkı yalnızca kamusal hizmetlere ya da fiziksel mekâna erişim hakkı değil; aynı zamanda kentin hafızasında, temsilinde ve geleceğine ilişkin karar alma süreçlerinde eşit biçimde yer alabilme hakkıdır. Kimin hikâyesinin anlatılacağına, kimin görünür olacağına ve kimin hafızasının kamusal alanda yer bulacağına ilişkin süreçler de bu hakkın ayrılmaz bir parçası. Bir kentin ne kadar kapsayıcı, adil ve demokratik olduğu biraz da burada ortaya çıkar; kent hafızasının kimleri görünür kıldığı, kimleri sessizliğe ittiği, o kentin eşitlik anlayışına dair önemli ipuçları verir.

 

 

Geçtiğimiz aylarda Özgür Renkler Derneği olarak yürüttüğümüz Kültür ve Sanat Programı kapsamında tam da bu görünmezliği görünür kılmaya çalışan bir dizi çalışma gerçekleştirdik. Bu süreç için nihai çıkış noktamız akademik danışmanlık aldığımız Dr. Merve Diltemiz’in doktora tezinde yer alan “Tüm kent sakinlerinin belleklerinde, zihinlerinde şu ya da bu şekilde, benzer ya da farklı, olumlu ya da olumsuz anlamlar yüklenerek yer eden imgeler, simgeler, temsiller ve söylemler vardır” (Demir, 2002: 110, akt: Diltemiz, 2024: 47-48) tespiti oldu. Ancak biliyoruz ki, bu simgeler, imgeler ve söylemler her zaman eşit biçimde korunmaz. Bazıları sürekli yeniden üretilirken, bazıları zamanla silinir, unutturulur ya da bilinçli olarak görünmez hâle getirilir.

 

 

Bu yazıda ben de bu durumu bir sansür örneği üzerinden paylaşmak istiyorum. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde “Bursa’nın Alternatif Kent Hakkı Söyleşisi” adlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşide Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, siyaset felsefecisi Yağmur Aydın ve öğretmen, vegan aktivist Azime bizlerle birlikteydi. Söyleşide amacımız aslında çok netti: Kentin görünmez kılınan deneyimleri, tanıklıklar ve hak mücadeleleri ve KÖK (Kentin Öteki Katmanları).[1]

 

 

Anlatacağım sansür olayı da söyleşi sırasında yaşanmadı; ama söyleşi için hazırlanan açık çağrı görselinde yer alan Zeki Müren heykelinin fotoğrafı sansürün konusu hâline geldi. Söyleşinin duyurusu için hazırladığımız ilk açık çağrı görselini sizlerle paylaşmayı çok isterdim. Ama paylaşamıyoruz. Çünkü Bursa’nın ve Türkiye’nin kültürel hafızasında silinmez bir iz bırakan, aynı zamanda birçok kişi için kuir bir temsil alanı oluşturan trans medya ikonu[2] Zeki Müren’in yer aldığı görselin kullanılmasına izin verilmedi.  İzin verilmeme gerekçesi: “Miras ve mirasçı hakkı.” Elbette bu güzel ülkenin bürokratik labirentlerinde kimlerin neyi, neden yasakladığını tahmin etmek hiç de zor değil. Yapılan şey, yasal bir hakkın korunmasından ziyade, Zeki Müren’in kuir kimliğinin ve o kimliğin bu kentteki izlerinin “makbul” bir etkinlikte yer almaması çabasıydı.

 

 

İşin en absürt ve can acıtıcı kısmı ise şuydu: Kullanmak istediğimiz fotoğraf, gizli saklı bir arşivden çıkarılmış değildi. Nilüfer Belediyesi tarafından yaptırılan ve önünden her gün yüzlerce insanın geçtiği, kentin kamusal alanında fiziken var olan Zeki Müren heykeline[3] ait bir fotoğraftı. Sokakta durmasına izin verilen, kentin bir parçası olarak kabul edilen o heykelin görüntüsü; mevzu bahis bir LGBTİ+ derneğinin insan hakları söyleşisi olunca bir anda “uygun değil” ve “saygı duyulması gereken konu” haline geliverdi.

 

 

Görünen o ki, Zeki Müren’in adını kentin sokaklarına vermek ya da heykelini dikmek kent mirası sayılırken; onun bir kuir özne olarak bu kentin alternatif hafızasındaki yerini hatırlatmak sınırı aşmak anlamına geliyor. Lefebvre göre kent sadece fiziksel/mekânsal bir yer değil, aynı zamanda bir temsil ve anlam üretim alanı ve bu üretime kimin katılabileceği bir iktidar meselesi (2015): yani heykelin kendisine izin verilirken, aynı heykelin kuir bir öznenin hafızasını görünür kılan bir temsil olarak kullanılmasına izin verilmemesi tam da bu iktidar ilişkisini açığa çıkarıyor. Başka bir ifadeyle, mirasın korunmasından sorumlu kurumlar heykeli kent içinde izole edilmiş, turistik ve politikadan arındırılmış bir kültürel değer olarak kabul ediyor. Ancak aynı heykel, kuir bir öznenin hafızasını ve politik varlığını görünür kılacak şekilde kullanıldığında kapılar kapanıyor.

 

Tam da bu noktada yazının başında kendime sorduğum soruya geri dönüyorum: Bu kent hikâyelerinde baskın olan, anlatıyı belirleyen ve zaman içinde kendi ekseninde yeniden şekillendiren kim(ler)? Ve buna bir soru daha ekliyorum: Kimin hafızası “kolektif” sayılıyor, kimin hafızası hâlâ “özel/marjinal” olarak damgalanıyor? Galiba ben bu deneyim ile şu sonuca varıyorum: Kent, Zeki Müren’i anıtlaştırarak hatırlıyor, ama onu kuir bir özne olarak hatırlamaya çalışanları susturarak unutturuyor. Bu da bize hafızanın kendisinin de eşit dağıtılmadığını, kimin hangi biçimde hatırlanacağına dair görünmez bir hiyerarşi olduğunu gösteriyor. Bu zeminde bu cümleye bir de soru ekleyerek Zeki Müren’i gerçekten kendi kimliğiyle kabul mu ediyoruz, yoksa zamanla aşınmış ve makbul olan akil bir sanatçı çerçevesine mi koymak istiyoruz?

 

Halbuki arkadaş Z Özger’in söylediği gibi Zeki Müren’i seviniz.

 

 

Sonnot

[1] Özgür Renkler Derneği’nin Kültür-Sanat Programı kapsamında yürütülen “Bursa’da Kent Hafızasına Alternatif Bir Bakış” projesi çerçevesinde oluşturulan, hafıza ve anlatı çalışmalarına odaklanan kültür-sanat ağı.

[2] Defne Kırmızı, “Bir Direniş Mekanizması Olarak Zeki Müren”, Sanatatak, 6 Mart 2017. Röportajda Beyza Boyacıoğlu, Henry Jenkins’in transmedya kuramından hareketle Zeki Müren’i farklı medya mecralarında kendini sürekli yeniden üreten bir transmedya karakter olarak tanımlamaktadır. https://sanatatak.com/muzik/bir-direnis-mekanizmasi-zeki-muren/, Erişim Tarihi: 22 Temmuz 2026.

[3] Nilüfer Belediyesi, Nilüfer Belediyesi’nden Unutulmaz İsimlere Vefa, 17 Mart 2015, Erişim Tarihi: 22 Temmuz 2026. https://www.nilufer.bel.tr/haber/nilufer-belediyesi-nden-unutulmaz-isimlere-vefa?utm_source=chatgpt.com

 

 

Kaynakça

Diltemiz, Merve (2024) Hafıza Yürüyüşlerinin Alternatif Bellek İnşasındaki Potansiyelleri: Ankara Hafıza Yürüyüşleri. Yayımlanmamış Doktora Tezi.

Lefebvre, Henri (2015) Şehir Hakkı (Le Droit à la Ville), İstanbul: Sel Yayıncılık.

 

  • Yazının görseli yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

2000'lerin başında Konya'da doğdum. Uludağ Üniversitesi'nde öğrencilik hayatıma devam ediyorum. Sivil toplumla tanışmam Konya'da başladı; bugün ise bu yolculuğu Özgür Renkler Derneği'nde profesyonel olarak sürdürüyorum. Özellikle yerel yönetimler, gençlik katılımı ve gençlik çalışmaları alanlarında çalıştım. Özgür Renkler Derneği bünyesinde ise Bursa'nın LGBTİ+ hafızası üzerine araştırma ve kültürel hafıza çalışmaları yürütüyorum. Aynı zamanda İnsan Hakları Okulu Learning Hub katılımcısıyım.
Herkesi bir araya getiren uzun yemek masaları kurmayı, sohbet etmeyi ve pul biriktirmeyi seviyorum.