LGBTİ+lar Açısından Bütçe: Eşitliğin ve Özgürlüğün Maddi Koşulları

 

Bütçede Yok Sayılmaktan Kamusal Kaynaklar Üzerinde Hak Talebine

 

Bütçe, iktidarın toplumu nasıl yönetmek istediğinin maddi hesabıdır. Vergiyi emekçilerin sırtına yükleyen, sermayenin kazançlarını koruyan, kamusal bakımı daraltırken güvenlik aygıtını büyüten tercihler gelir ve gider cetvellerinde somutlaşır. Kaynak yokluğu diye sunulan pek çok karar, gerçekte kaynakların kimin için kullanılacağına ilişkin bir sınıf tercihidir. Aynı tercih cinsiyet ve cinsellik alanında da işler: Kadınların karşılıksız emeğine yaslanan, heteroseksüel aileyi hayatın zorunlu dayanağı sayan, LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını kamusal sorumluluğun dışında bırakan bir bütçe, bu toplumsal düzenin sürdürülmesine hizmet eder. Bu nedenle bütçeyi tartışmak, iktidarın hangi hayatları desteklediğini, kimleri bağımlı bıraktığını ve kimlere karşı devlet gücünü harekete geçirdiğini tartışmaktır.

 

Feminist bütçe çalışmalarının kurucu müdahalesi, bütçenin cinsiyet bakımından tarafsız olduğu varsayımını yıkmıştır. Kaynakların dağıtıldığı toplum zaten eşitsizdir: ücretli işe katılım, ücret, mülkiyet, zaman kullanımı, karşılıksız bakım ve şiddete maruz kalma toplumsal cinsiyet ilişkileri içinde biçimlenir. Görünüşte herkese eşit uygulanan bir vergi, ulaşım yatırımı ya da sosyal yardım bu eşitsiz koşullarda farklı sonuçlar üretir. Kamu hizmetleri kısıldığında ihtiyaç ortadan kalkmaz; maliyet hanelere, çoğunlukla kadınların karşılıksız emeğine aktarılır (Elson, 1998; Elson ve Çağatay, 2000).

 

Queer eleştiri bu saptamayı genişletir. Bütçe yalnız kadınlarla erkekler arasındaki kaynak farkını üretmez; “kadın” ve “erkek” kategorilerini, heteroseksüel evliliği ve çekirdek aileyi kamu politikasının doğal birimleri olarak da kurar. Kimin eş, ebeveyn, bakmakla yükümlü kişi ya da yasal yakın sayılacağı; kimin partnerinin sağlık güvencesinden, bakım izninden, miras ve ölüm aylığından yararlanacağı; hangi bedensel ihtiyaçların sağlık hizmeti kabul edileceği mali sonuçları bulunan normatif kararlardır. Kamu maliyesi böylece cinsellik ve cinsiyet kimliği karşısında sessiz değil, cis-heteronormatif biçimde konuşur.

 

LGBTİ+’lar açısından bütçe mücadelesi, güvenli bir evde yaşayabilmenin, güvenceli bir işte çalışabilmenin, kimliğini gizlemeden sağlık hizmeti alabilmenin ve şiddet gördüğü aileden uzaklaşabilmenin maddi koşullarını talep eder. Türkiye’de bu ihtiyaçları tanıyan merkezi bir bütçe politikası hiçbir zaman kurulmamıştır. AKP iktidarı tarihsel yok saymayı açık düşmanlaştırmayla birleştirmekte, “aileyi koruma” adına LGBTİ+ varoluşunu hedef almaktadır. Bu nedenle LGBTİ+’lar için nasıl bir bütçe gerektiği sorusu, hem karşılanmayan ihtiyaçlara kaynak ayrılmasını hem de kamu parasının dışlamayı ve baskıyı örgütleyen kullanımına karşı çıkmayı içerir. Feminist bütçe çalışmaları ve queer yaklaşım bu mücadelenin kuramsal dayanaklarıdır: Kaynak dağılımındaki eşitsizliği açığa çıkarır, sosyal hakları heteroseksüel aileye ve kadın-erkek ikiliğine bağlayan düzeni sorgular. Amaç, LGBTİ+’ların eşit ve özgür yaşamını kamusal güvenceye kavuşturan bir bütçenin politik içeriğini ortaya koymaktır.

 

Türkiye’de Aileci İktidarın Bütçesi ve LGBTİ+ların Eşitlik Mücadelesi

 

Türkiye’de feminist bütçe çalışmaları, kamu kaynaklarının kadınların yaşamına nasıl yansıdığını sorgulayan önemli bir birikim yaratmıştır. Belediye politikalarını kadınların dirliği açısından incelemek, bütçe tartışmasını harcama tutarlarından yaşamın maddi koşullarına taşır (Günlük-Şenesen vd., 2017; Yakar Önal, 2023). Bu birikimin politik gücü, eşitsizliği bir idari aksaklığa indirgemeden kaynak dağılımının arkasındaki iktidar ilişkilerini tartışmaya açmasındadır. Queer müdahale de buradan ilerlemeli; LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını tanımayan devletin hangi aileyi, hangi cinsiyet düzenini ve hangi bağımlılık ilişkilerini finanse ettiğini sormalıdır.

 

Türkiye’de LGBTİ+’ların bütçede adı uzun süre hakları ve ihtiyaçları bakımından yoktu. Bugün iktidarın dilinde adları var; fakat eşit yurttaşlar olarak değil, aileye ve topluma tehdit olarak anılıyorlar. Yok saymadan düşmanlaştırmaya uzanan bu siyaset, geçmişte LGBTİ+ haklarını tanımış bir devletin sonradan geri çekilmesi değildir. Devletin tarihsel dışlama pratiğinin AKP eliyle açık bir siyasal saldırıya dönüştürülmesidir. LGBTİ+’ların emekleri ve ödedikleri vergiler kamu gelirlerinin parçasıyken, ihtiyaçları kamu harcamalarının meşru gerekçesi sayılmıyor. Üstelik aynı kamu kaynakları, onları hedef alan aile ve ahlâk siyasetinin kurumsal gücünü besliyor.

 

AKP’nin aileciliği, muhafazakâr bir söylem olmanın ötesinde, bakımın, geçimin ve toplumsal disiplinin nasıl örgütleneceğine ilişkin bir iktidar programıdır. Kadının aileden bağımsız bir hayat kurmasının koşullarını geliştirmek yerine anneliği ve bakım yükümlülüğünü öne çıkarır; sosyal hakların kamusal güvencesi yerine hanenin dayanma gücüne yaslanır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın aileyi koruma ve güçlendirme programlarıyla Diyanetin aileye yönelik dinî rehberlik, eğitim ve yayın faaliyetleri bu programın farklı kurumsal kanallarını oluşturur. 2024–2028 Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı ile Diyanetin aynı döneme ait Stratejik Planı, aileyi güçlendirme hedefinin kamu kurumlarının sürekli faaliyetleri içine yerleştirildiğini gösterir. Bu belgelerin politik anlamı, aileci yönelimin bütçeyle, personelle ve hizmet ağıyla kalıcı bir devlet kapasitesine dönüştürülmesidir.

 

LGBTİ+ düşmanlığı bu aileci siyasete dışarıdan eklenmiş bir seçim sloganı değildir. İktidarın korumak istediği cinsiyet ve aile düzeninin sınırlarını çizmekte kullanılır. Kadınların bedenleri, emekleri ve yaşam kararları üzerindeki denetim ile LGBTİ+’ların varoluşunun gayrimeşru gösterilmesi aynı patriyarkal düzeni tahkim eder. “Aileyi koruma” söylemi, aile içindeki şiddeti ve eşitsizliği sorgulayanları da başka türlü yaşamak isteyenleri de tehdit olarak göstermeye elverişli bir siyasal araçtır. Böylece emekçilerin bakım ve geçim sıkıntısına kamusal çözüm üretme sorumluluğu geri plana itilirken, LGBTİ+’lar toplumsal öfkenin hedefi hâline getirilir. Bütçe bu siyasetin dışında değildir: İhtiyaçları karşılamayan devlet, makbul aileyi tarif eden ve bu tarifin dışında kalanları mahkûm eden faaliyetleri finanse etmektedir.

 

Bu yüzden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Diyanet bütçelerini politik olarak sorgulamak zorundayız. Kamu hizmetine ayrılan kaynakların nasıl bir yurttaşlık anlayışıyla kullanıldığını, aile dışında yaşama hakkını güçlendirip güçlendirmediğini ve dinî ahlâkın devlet eliyle topluma dayatılmasına nasıl hizmet ettiğini tartışmadan bütçenin cinsiyet rejimi anlaşılamaz. Çocukların, yaşlıların, engellilerin ve şiddet gören kadınların hizmet hakkını savunmak, bu hizmetlerin aileci bir itaate bağlanmasına karşı çıkmayı da gerektirir. Laiklik burada bütçenin doğrudan konusudur: Kamu kaynakları insanların inançları, cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri üzerinde bir ahlâk vesayeti kurmak için kullanılamaz. LGBTİ+’ların da ödediği vergilerle onların eşitliğini reddeden bir toplumsal düzenin güçlendirilmesi, hesap sorulması gereken bir iktidar tercihidir.

 

Yerel yönetimler barınma, ulaşım, sağlık danışmanlığı, sosyal hizmet, kültür ve kamusal mekân bakımından kritik bir alandır. Eşitlik birimleri ve yerel eylem planları ancak açık ödenek, personel, gösterge ve örgütlü katılımla anlam kazanır. LGBTİ+ danışma merkezi, geçici barınma, ücretsiz test ve psikososyal destek gibi hizmetler proje sürelerine ve dış fonlara bırakılamaz. Belediyenin genel hizmetleri de queer açıdan incelenmelidir: Gece ulaşımı, park aydınlatması, umumi tuvaletler, spor ve kültür tesisleri, afet barınması ve sosyal konut kimleri dışarıda bırakmaktadır?

 

Yerel bütçe üzerindeki mücadele, yerel demokrasi mücadelesinin parçasıdır. Kayyım rejimi, yerel halkın kaynakları üzerinde karar verme hakkını gasp eder; kadınların örgütlü kazanımlarını, eşitlik çalışmalarını ve toplumsal örgütlerle kurulan bağları hedef alır. Merkezi iktidarın aileci ve güvenlikçi siyasetine karşı yerelde geliştirilen hizmetlerin sürekliliği, seçilmiş iradenin ve örgütlü katılımın korunmasına bağlıdır. Queer bütçe talebi bu nedenle belediyelerden hizmet istemenin ötesinde, kamusal kaynaklar üzerinde yerel halkın karar yetkisini savunur.

 

Bu düzeni değiştirmek için bütçe tekliflerine eşitlik göstergeleri eklemekle yetinilemez. LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını adlandırmak, bu ihtiyaçlar için bağlayıcı kaynak talep etmek ve aileci politikalara ayrılan harcamaları Mecliste ve toplumsal mücadelede tartışmaya açmak gerekir. Toplumsal cinsiyet ve LGBTİ+ etki değerlendirmesi, Meclis ve Sayıştay denetimi, açık bütçe verileri örgütlü eşitlik mücadelesinin hizmetine sokulmalıdır. İktidarın kendi kendini denetlemesine dayanan bir düzen, kamusal kaynaklar üzerinde demokratik hesap verebilirlik sağlamaz. Bütçe üzerindeki söz hakkı, kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin ihtiyaçları tanımlama, kaynak talep etme ve kararları denetleme gücüyle birlikte kurulmalıdır.

 

Toplumsal Cinsiyet Esaslı Bütçeleme ve Queer Yaklaşımın Katkısı

 

Türkiye’de feminist bütçe çalışmalarının ve kadın hareketinin açtığı tartışma, kamu kaynaklarının kadınların bağımsız yaşamını güçlendirip güçlendirmediğidir. Kamusal kreş, bakım hizmetleri, güvenli ulaşım ve şiddetten uzaklaşmayı sağlayan destekler, kadınların aileye ve erkeklere ekonomik bağımlılığına doğrudan müdahale eder. Türkiye’de belediye politikalarını kadınların dirliği üzerinden değerlendiren ve toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemeyi tartışan çalışmalar, harcamaların yaşam koşullarıyla birlikte incelenmesi için bir zemin sunar (Günlük-Şenesen vd., 2017; KEFEK, 2014; Yakar Önal, 2023). LGBTİ+’ların bütçe talepleri bu mücadele birikiminden hareketle kurulmalıdır. Türkiye’deki mesele, kapsayıcı bir refah düzenine yeni yararlanıcılar eklemekten önce, hakları tanınmayan insanların ihtiyaçlarını devletin sorumluluğu hâline getirmektir.

 

Bütçenin politik niteliği, mevcut eşitsizliklerin sonuçlarını hafifletmekle mi yetindiği, yoksa bu eşitsizlikleri üreten ilişkileri mi değiştirdiği sorusunda açığa çıkar. Kadına yardım ulaştırmak ile kadının kendi hayatı üzerinde karar verebilmesinin maddi koşullarını kurmak farklı siyasal hedeflerdir. Aynı fark LGBTİ+’lar açısından da geçerlidir. Aileden dışlanan bir gence geçici destek sunmak yaşamsaldır; fakat güvenceli iş, kalıcı barınma ve sosyal haklar olmadan aileye bağımlılığı üreten düzen sürer. Bu nedenle bütçe talebi, ihtiyacı karşılayan hizmetlerle bağımlılığı ortadan kaldıran politikaları birlikte içermelidir (Kul, 2019).

 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini hesaba katmayan bütçe yaklaşımı, vergi ve harcamaların herkesi aynı biçimde etkilediğini varsayar. Türkiye’de bu varsayım, bakım hizmetlerindeki yetersizliğin kadınların karşılıksız emeğiyle telafi edilmesini, aileden uzaklaşmak isteyenlerin barınma ve geçim ihtiyacını, ayrımcılık nedeniyle güvenceli işe erişemeyenlerin sosyal güvenlikten dışlanmasını örtmektedir. Hane yalnız bir tüketim birimi olarak ele alındığında, haneyi ayakta tutan emek ve gelirin hane içinde kimlerin denetiminde olduğu hesabın dışında kalır (Kul, 2019). İhtiyaçları bütçenin dışında bırakmak, maliyeti ortadan kaldırmaz; insanlara, özellikle kadınlara ve dayanışma ağlarına yükler.

 

Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, kamu harcamalarının kadınlar ve erkekler üzerindeki farklı etkilerini inceleyerek bu eşitsizliği tartışmaya açar. Fakat Türkiye’de kadınlara yönelik bir harcamanın politik içeriğini, aile içindeki görevleriyle ilişkisi belirler. Kadına anne ve bakım veren sıfatıyla destek sunmak, onun aileden bağımsız bir yurttaş olarak güçlenmesiyle aynı şey değildir. Kadınların bakım yükünü azaltmayı hedefleyen bir program, bakımın esas sorumlusunu yine kadın olarak tanımladığında cinsiyetçi işbölümünü sürdürür. Bu nedenle bütçenin ölçüsü, kadınlara ulaşan yardımın miktarıyla birlikte, karşılıksız emeğin kamusallaşması ve ekonomik bağımsızlığın güçlenmesidir.

 

Toplumsal cinsiyet esaslı bütçelemenin dönüştürücü iddiası, kaynakların mevcut cinsiyet rollerine uyarlanmasının ötesine geçmesindedir. Bakımın kamusallaştırılması, sosyal hakların aile statüsünden ayrılması ve güvenceli çalışmanın yaygınlaştırılması bütçenin dayandığı toplumsal ilişkileri değiştirir (Kul, 2019). Bu dönüşüm, kaynakların nasıl kullanılacağına karar verenlerin değişmesini de gerektirir. Kadınlar ve LGBTİ+’lar hizmet sunulacak gruplar olarak tarif edilip bütçe kararlarından dışlandığında, ihtiyaçlarının sınırını yine devlet çizer. Örgütlü katılım bu sınırı kırmalı; hizmetin amacını, kapsamını ve kaynaklarını belirleme yetkisi içermelidir.

 

Bu ayrım feminist bütçe tartışmasını önemli ölçüde ileri taşır. Yine de queer ve Marksist-feminist bir politik ekonomi açısından toplumsal cinsiyet esaslı bütçeleme de yeniden düşünülmeye muhtaçtır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yalnız kadınlar ile erkekler arasındaki kaynak ve iktidar eşitsizliği üzerinden kavramak, bütçeyi örgütleyen başka bir mekanizmayı gözden kaçırabilir: cis-heteronormativite. Devlet yalnız kadın ve erkeklere farklı kaynaklar dağıtmaz; aynı zamanda kimin kadın veya erkek sayılacağını, hangi birlikteliğin aile olarak tanınacağını, kimin eş, ebeveyn, bakmakla yükümlü kişi ya da hak sahibi kabul edileceğini hukuki ve mali araçlarla düzenler. Bu bakımdan bütçe mevcut cinsiyet eşitsizliğini yansıtan edilgin bir ayna değil, cinsiyet ve aile normlarını maddi olarak kuran kurumlardan biridir.

 

Queer perspektif, feminist bütçelemenin kadınların maddi eşitsizliğini görünür kılan mirasını geçersizleştirmez. Kadın kategorisini dağıtıp patriyarkayı görünmez kılmak da değildir. Müdahalesi iki yönlüdür. Bir yandan “kadın” kategorisinin sınıf, etnisite, engellilik, göç statüsü, yaş, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğiyle farklılaşmış olduğunu gösterir (Crenshaw, 1989). Öte yandan bütçe analizini yalnız önceden verilmiş kimlikler arasındaki paylaştırmadan çıkararak bu kimlikleri, aile biçimlerini ve bağımlılık ilişkilerini üreten kurumlara yöneltir. Bu nedenle queer bütçe siyaseti, toplumsal cinsiyet esaslı bütçelemenin yanına dördüncü bir teknik model eklemekten çok onun dönüştürücü iddiasını kadın-erkek ikiliğinin ve heteroseksüel aile varsayımının ötesine taşıyan eleştirel bir müdahale olarak düşünülmelidir.

 

Kreş, yaşlı ve hasta bakımı, erişilebilir ulaşım veya sosyal konut gibi hizmetlerin önemi yalnız kadınların bakım yükünü azaltmalarından kaynaklanmaz. Kamusal bakım altyapısı insanların aileye, eşe veya piyasaya bağımlılığını azaltır; bireylere kendi yaşamlarını kurabilecekleri zaman ve maddi imkân sağlar (Kul, 2019). Dolayısıyla kreş, özünde “kadına yönelik” bir hizmet değildir; çocuk bakımını özel hanenin ve özellikle annenin yükümlülüğü olmaktan çıkararak toplumsallaştırdığı ölçüde özgürleştiricidir. Aynı ilke yaşlı, engelli ve hasta bakımında da geçerlidir. Queer perspektif bu mantığı genişleterek bakım ilişkilerini çocuklu heteroseksüel çekirdek aileyle özdeşleştirmeyi reddeder; seçilmiş aileleri, arkadaşlık ve dayanışma ağlarını da bakımın gerçek toplumsal örgütlenmesinin parçaları olarak görür.

 

Benzer biçimde, kadınlara yönelik bir harcamanın varlığı tek başına dönüştürücü bir bütçe politikasının kanıtı sayılamaz. Kadın kooperatifleri, meslek kursları veya üretici pazarları kadınların gelirini artırabilir; fakat kadınlar sürekli dikiş, nakış, yemek, bakım ve küçük ölçekli ev üretimi gibi mevcut cinsiyetçi iş bölümünün uzantısı olan alanlara yönlendiriliyorsa bütçe aynı anda emek piyasasındaki cinsiyetçi ayrışmayı yeniden üretebilir. Değerlendirme bu nedenle yalnız “kadınlara ne kadar harcandı?” sorusuna dayanamaz. Hangi işler destekleniyor, hangi beceriler geliştiriliyor, yaratılan istihdam ne ölçüde güvenceli, bakım yükü gerçekten toplumsallaşıyor mu ve kişinin aileden ekonomik bağımsızlığı artıyor mu soruları da bütçe analizinin parçası olmalıdır.

 

Queer müdahale bu sorgulamayı LGBTİ+’ların maddi yaşamına taşır. Mesele bütçeye “LGBTİ+ hizmetleri” adlı küçük ve yalıtılmış bir harcama kalemi eklemek değildir. Ayrımcılıkla mücadele birimleri, LGBTİ+ danışma merkezleri, güvenli barınma olanakları, HIV ve cinsel sağlık hizmetleri, transların sağlık hizmetlerine erişimi ve şiddete karşı destek mekanizmaları için açık kaynak ayrılması gereklidir; fakat yeterli değildir. Ulaşım bütçesinden konut politikasına, afet planından sosyal yardıma, istihdam programından sağlık hizmetine kadar bütün kamusal harcamaların cis-heteronormatif varsayımları incelenmelidir. Toplumsal cinsiyet temelli bütçelemenin queer radikalleşmesi, mevcut eşitsizlikleri biraz daha adil yönetmekten ziyade eşitsizliği yeniden üreten bakım, emek, aile, mülkiyet ve yurttaşlık ilişkilerine müdahale etmeyi gerektirir.

 

Queer Marksist Politik Ekonomi: Sermaye, Aile ve Toplumsal Yeniden Üretim

 

Marksist-feminist toplumsal yeniden üretim kuramı, kapitalist ekonominin yalnız metaların üretildiği işyerlerinden oluşmadığını gösterir. Emek gücünün her gün ve kuşaklar boyunca yeniden üretilmesi; yemek, temizlik, dinlenme, çocuk yetiştirme, sağlık ve duygusal destek olmadan sermaye birikimi sürdürülemez. Bu emeğin önemli bölümünün ücretlendirilmemesi ya da düşük ücretli kadın ve göçmen emeğine dayanması, sermayenin yeniden üretim maliyetini azaltır (Vogel, 2015; Bhattacharya, 2017; Acar-Savran, 2004).

 

Ekonomik ilişkiler, aile ve cinsellik düzeninden bağımsız kurulmaz. İşgücünün nasıl yeniden üretileceği, bakımın kime yükleneceği, kişinin geçimini aileden mi piyasadan mı sağlayacağı aynı zamanda cinsiyet ve cinsellik ilişkileriyle belirlenir (Smith, 2016). Heteronormativitenin maddi gücü de buradadır: Heteroseksüel aileyi geçimin ve bakımın doğal örgütlenmesi sayarak bu yükün özel haneye bırakılmasını meşrulaştırır. Devlet sosyal hakları evlilik ve biyolojik akrabalık üzerinden düzenlediğinde bu aile biçimini destekler; başka yakınlık ve dayanışma ilişkilerinin taşıdığı maliyeti karşılamaz. D’Emilio’nun kapitalizm ve eşcinsel kimliğin oluşumuna ilişkin çözümlemesinin gösterdiği üzere, kapitalizm ücretli çalışma aracılığıyla aileden görece bağımsızlaşmanın koşullarını yaratırken, emek gücünün yeniden üretim maliyetini azaltmak için aile içindeki karşılıksız emeğe yaslanır (D’Emilio, 1983). Türkiye’de aileci siyaset, bu bağımlılığı dinî ve ahlâki gerekçelerle pekiştirir.

 

Türkiye’de neoliberal sosyal politika ile muhafazakâr aile siyaseti, geçim ve bakım sorumluluğunun haneye yüklenmesinde birleşir. Güvenceli çalışma, erişilebilir konut ve kamusal bakım yetersiz kaldığında insanlar ailelerinin maddi desteğine bağımlı hâle gelir. LGBTİ+’lar için bu bağımlılık, kimliğini gizleme, aile baskısına katlanma veya şiddet gördüğü evden ayrılamama zorunluluğuyla iç içedir. AKP’nin aileyi güçlendirme siyaseti, aile dışında yaşamanın koşullarını geliştirmediği ölçüde bu bağımlılığı tahkim eder. Burada bütçenin politik sorumluluğu, hanenin dayanma kapasitesini artırmakla sınırlanamaz; insanın aileden bağımsız hayat kurabilmesinin maddi güvencesini sağlamaktır.

 

LGBTİ+’ların eşitlik mücadelesi ile maddi yeniden dağıtım mücadelesi aynı toplumsal ilişkilerin içinde yürütülür. Butler ile Fraser arasındaki tartışma, cinsellik alanındaki baskının maddi ilişkilerden ayrılıp ayrılamayacağını gündeme taşır (Butler, 1997; Fraser, 1997). Bu metnin hareket noktası, heteronormatif baskının iş bölümünde, ücrette, mülkiyette ve sosyal haklarda somutlaştığıdır. Bir transın güvenceli işe erişememesi veya aileden dışlanan bir gencin evsiz kalması, kimlikten ayrı ele alınacak bir ekonomik sorun değildir. Bu hayatlarda cinsiyet rejimi ile sınıfsal sömürü birbirini güçlendirir. Bakım ve toplumsal yeniden üretim de insanların bedenleri, cinsiyetleri ve ihtiyaçları üzerinde kurulan denetimle birlikte düşünülmelidir (Gore, 2022, 2025). LGBTİ+ yoksulluğu, trans işsizliği ve sağlık eşitsizliği, cinsellik ve cinsiyet ilişkilerinin sermaye birikimiyle iç içe geçtiği maddi sonuçlardır (Hennessy, 2000). Türkiye’de bütçe mücadelesi bu bağı birlikte hedef almalı; LGBTİ+’ların özgürlüğünü sınıfsal eşitlik sağlandıktan sonraya erteleyen anlayışa karşı çıkmalıdır. 

 

KAYNAKÇA 

 

Acar-Savran, G. (2004). Beden Emek Tarih: Diyalektik Bir Feminizm İçin. Kanat Kitap.

Bhattacharya, T. (der.) (2017). Social Reproduction Theory: Remapping Class, Recentering Oppression. Pluto Press.

Butler, J. (1997). Merely Cultural. Social Text, 52/53, 265–277. https://doi.org/10.2307/466744

Crenshaw, K. (1989). Demarginalizing the Intersection of Race and Sex. University of Chicago Legal Forum, 1989(1), 139–167.

D’Emilio, J. (1995). Kapitalizm ve Gay Kimliği. (Cem, çev.). Kaos GL, 1995 (15), 13-17.

Elson, D. (1998). Integrating Gender Issues into National Budgetary Policies and Procedures: Some Policy Options. Journal of International Development, 10(7), 929–941. https://doi.org/10.1002/(SICI)1099-1328(1998110)10:7%3C929::AID-JID563%3E3.0.CO;2-5

Elson, D. ve Çağatay, N. (2000). The Social Content of Macroeconomic Policies. World Development, 28(7), 1347–1364. https://doi.org/10.1016/S0305-750X(00)00021-8

Fraser, N. (1997). Heterosexism, Misrecognition and Capitalism: A Response to Judith Butler. Social Text, 52/53, 279–289. https://doi.org/10.2307/466745

Gore, E. (2022). Understanding Queer Oppression and Resistance in the Global Economy: Towards a Theoretical Framework for Political Economy. New Political Economy, 27(2), 296–311. https://doi.org/10.1080/13563467.2021.1952558

Gore, E. (2025). Towards a Trans-Inclusive Critical International Political Economy? Or Why Trans Oppression Matters for Understanding Capitalism and Social Reproduction. Capital & Class, 49(1), 123–144. https://doi.org/10.1177/03098168241232371

Günlük-Şenesen, G., Yücel, Y., Yakar Önal, A., Ergüneş, N. ve Yakut-Çakar, B. (2017). Kadınsız Kentler: Toplumsal Cinsiyet Açısından Belediyelerin Politika ve Bütçeleri. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Hennessy, R. (2000). Profit and Pleasure: Sexual Identities in Late Capitalism. Routledge.

Kul, G. E. (2019). Alternatif Bir Yaklaşım Olarak Toplumsal Cinsiyet Esaslı Bütçeleme: Yerel Yönetimler Çerçevesinde Karşılaştırmalı Bir Analiz (Yüksek Lisans Tezi). Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Maliye Anabilim Dalı.

Smith, N. J. (2016). Toward a Queer Political Economy of Crisis. A. A. Hozic ve J. True (der.), Scandalous Economics: Gender and the Politics of Financial Crises içinde (ss. 231–247). Oxford University Press. https://doi.org/10.1093/acprof:oso/9780190204235.003.0013

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu [KEFEK]. (2014). Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme Komisyon Raporu (Yayın No. 14). TBMM Basımevi.

Vogel, L. (2015). Marksizm ve Kadınların Ezilmişliği: Birleştirici Bir Kurama Doğru (Ç. Çidamlı, çev.). NotaBene Yayınları.

Yakar Önal, A. (2023). Küreselden Yerele Yerelden Küresele Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme. Filiz Kitabevi.

 

* Yazının görseli yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku (Devletler Umumi Hukuku) Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Bir süre Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Ekonomisi Bilim Dalı yüksek lisans programına devam etti. Gazi Üniversitesi İşletme Eğitimi Bölümü Mali Hukuk Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. 20 yılı yakın süredir LGBTİ+ aktivizmi içerisinde yer alıyor. Konuşmacı olarak pek çok panel, konferans, sempozyum, söyleşi ve eğitime katıldı, çeşitli yayın organlarında yazıları yayınlandı. Kaos GL, Kaos Q+, Praksis, Yaşayan Marksizm, Kampflatz, Eleştirel Pedagoji dergilerinin yayın ve danışma kurulu üyeliklerinde bulundu. Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsel kimlikler, feminizm, erkeklik, LGBTİ+ çalışmaları, Queer teori, eğitim ve sağlık politikaları, sendikal hareketler, insan hakları, sosyal ve siyasal teori, kamu hukuku ve devlet teorisi başlıca ilgi alanları arasında yer alıyor. Akademik çalışmalarını bağımsız araştırmacı olarak sürdürüyor.