Hrant Dink ve 2007 Kuşağı: Hrant Dink’in Ermeni Gençliğinin Kimlik Stratejilerine Etkileri

 

Bu yazı İstanbul’daki Ermeni lise mezunu gençlerin kimlik stratejilerini ve bu stratejilerin şekillenmesinde Hrant Dink’in oynadığı belirleyici rolü ele alacak. Amacım, Umur Yedikardeş ile gerçekleştirdiğimiz saha araştırması verilerinden hareketle İstanbul’daki Ermeni liselerinden mezun gençler üzerindeki etkisini merkeze alarak kimlik algıları, kimlik stratejileri, kolektif hafıza ve kuşak kavramları çerçevesinde bir kısa değerlendirmeyi sunmaktır. Başka bir deyişle, 2016-2017 yıllarında gerçekleştirilen saha araştırmasına dayanarak Ermeni gençlerinin kimlik inşasında okul, aile, kilise ve mahalle gibi kurumsal ve mekânsal unsurların yanı sıra, öncü aydınların da belirleyici olduğunu ortaya koymaktır.

 

Türkiye’deki kimlik hareketleri ve kimlik tartışmalarının yoğunlaştığı ortamdan da etkilenerek Ermeni toplumunda Hrant Dink ve Agos çevresinin öncülüğünde 1990’ların ikinci yarısında başlayan dışa açılma süreci, bugünün Ermeni gençlerinin yetişme ortamını da belirledi. Bu kuşak hem toplumsal görünürlük arayışlarını hem de güvenlik kaygılarını aynı anda deneyimledi. 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi, bu kuşağın kolektif hafızasında bir kırılma noktası oldu. Bu husus akademik yazında birçok yayında ele alındı ve bazı metinlerde 2007 Kuşağı olarak anıldı (özellikle Fırat vd, 2017). Ben bu değerli çalışmaları değil benim Umur Yedikardeş ile gerçekleştirdiğim İstanbul’da Ermeni liselerinden mezun gençler hakkında saha araştırmasına dayanan ve hem makale hem de kitap olarak yayınlanan çalışmadan bazı tespitleri kısaca aktaracağım.

 

Hrant Dink ve Ermeni Kimliğinin Görünürlüğü

 

Hrant Dink, Agos gazetesi ve kişisel duruşuyla Ermeni kimliğinin kamusal alanda konuşulmasını mümkün kıldı. Hrant Dink, kimliği saklanacak bir yük değil, tartışılacak ve savunulacak bir varlık olarak sundu. Bu söylem, gençlerde iki temel etki yarattı: birincisi, kimliklerini kamusal alanda ifade etme motivasyonu; ikincisi, bu görünürlüğün maliyetine dair farkındalık.

 

Gençlerin bir kısmı Dink’in izinden giderek anmalara, dernek çalışmalarına katıldı ya da daha da fazla katılmaya başladı. Bu Umur Yedikardeş ile gerçekleştirdiğimiz saha araştırmamızda sık dile getirilen bir husus oldu. Agos’u takip etmek, Dink’in yazılarını okumak, gençler için bir kimlik okuması ve kamusal alana açılma pratiği haline geldi. Bu pratik, gençlerin kolektif hafızasını, Ermeni kimliği ve kültürüyle ilişkilerini canlandırdı. Hrant Dink, gençlere “Ermeni olma”nın bir kamusal tercih olarak, bu tercihin kararlı ama barışçıl bir dille, diyaloğu öne çıkararak nasıl yaşanabileceğini gösterdi.

 

Suikastın yarattığı travma/farkındalık ve “2007 Kuşağı”

 

Karl Mannheim’in ‘toplumsal kuşak’ kavramı (1990), ortak tarihsel deneyimlerin kuşak oluşturmadaki rolünü vurgular. Hrant Dink suikastı, Ermeni gençleri için böyle bir dönüm noktasıdır. Derya Fırat’ın ifadesiyle, bu olay ’19 Ocak 2007 Kuşağı’nı’ yaratmıştır (Fırat vd., 2017). Bu kuşak, sosyal medya aracılığıyla bir araya gelen hem evrensel değerlere hem de Ermeniliğe vurgu yapan politik bir kuşaktır.

 

Hrant Dink’in öldürülmesi, görünürlük cesaretini aynı anda bir travmaya dönüştürdü. Saha verilerimiz 2007 olayının “2007 Kuşağı” olarak adlandırılan, Hrant Dink suikastına tanık olmuş gençlerde nasıl bir toplumsal duyarlılık yarattığını gösteriyor. Bu kuşak, sosyal medyanın yükselişiyle birlikte anma ve dayanışma pratiklerini hızla örgütledi; ancak diğer yandan suikast, gençlerde derin bir tedirginlik ve güvenlik kaygısı da bıraktı. Öte yandan Hrant Dink cenazesi ve sonrasındaki anmalar aynı zamanda farklı toplumsal kesimlerle dayanışmanın mümkün olduğunu da gösterdi.

 

Bu çelişkili etki, gençlerin kimlik stratejilerini iki kutuplu bir alana yerleştirdi: bir yanda görünürlük ve örgütlenme; diğer yanda temkinlilik. Gençler, kamusal alanda yer almak istiyor; fakat aynı zamanda hedef gösterilme riskini de hesaba katıyor. Bu denge, Dink’in mirasının en somut yansımalarından biridir. Bunun yanı sıra birçok ebeveynin daha korumacı hale gelmelerinin kimlik merkezli bir kuşak çatışmasına zemin oluşturduğu da saha verilerinden çıkmaktadır.

 

Ermeni gençler ve kimlik stratejileri…

 

Araştırmamız, gençlerin kamusal görünürlük: kimliğin açıkça ifade edilmesi, anmalara katılım, dernek ve medya faaliyetlerini arttırmasında Hrant Dink’in hem yaşarken hem de ölümüyle etkili olduğunu gösteriyor. Genel olarak Agos çevresi “kimliklenerek entegrasyon” olarak adlandırabileceğimiz hem Türkiyeli yurttaşlık bağını vurgulayan hem de Ermeniliği korumaya çalışan, hak taleplerinde bulunan denge üzerinden yükselen bir kimlik stratejisini 1990’lı yıllarda kurdu. Bu strateji gençlerin önemli bir bölümü tarafından sahiplenildi ve sürdürüldü.

 

Agos gazetesi, 1915 Tehcirinin kamusal alanda yoğun tartışılmasına ve “soykırım” teriminin tabu olmaktan çıkarılmasında büyük katkı sundu. Bu bağlamda özellikle Hrant Dink’in söylemi, 1915’in kamusal tartışma alanına taşınmasında etkili oldu. Dink, hafızayı görünür kılarken aynı zamanda diyalog çağrısı yaptı. Bu diyalog çağrısını Anadolu’da da yineledi. Bu çağrı, gençlerin hafıza ile ilişki kurma biçimlerini derinden etkiledi.

 

Görüşmecilerimizin tümü 1915’te yaşananı bir soykırım olarak tanımlamış ve açıkça ifade etmişlerdi. Ancak gençlerin bu olaya yaklaşımı her zaman homojen değil. Bazı gençler için 1915, kimliğin merkezinde yer alan bir temel referans; dayanışma ve kültürel sürekliliğin kaynağı. Diğerleri içinse o kadar öne çıkarılmaması gereken bir trajedi. Ancak trajedinin tanımında, isimlendirilmesinde ortak tavır olduğu görüldü. Dolayısıyla 1990’larda ve sonrasında gündemden düşmeyen “1915 neydi?” tartışması Ermeni gençler için aşılmış bir tartışmadır. Bu tabuyu aşma sürecinde Hrant Dink’in etkisi tartışılmaz.

 

Türklükle ilişki: vatandaşlık, uyum ve aidiyet

 

Gençlerin büyük çoğunluğu kendini “Türkiyeli Ermeni” veya “Ermeni olarak Türkiyeli” biçiminde tanımlıyor. Bu tanımlama, etnik asimilasyondan ziyade vatandaşlık ve ortak yaşam vurgusunu yansıtıyor. Cumhuriyetle başlayan ve ancak 1990’larda terk edilen “içe kapanma” stratejisi ve hậlậ süren dışa açılma başka bir deyişle kendi olarak, kimlik haklarını savunarak geniş toplumun içinde etkin bir toplumsal aktör olarak yer alma yani “kimliklenerek entegrasyon” stratejisi Ermeni gençlerinin içinde doğdukları ve benimsedikleri bir yönelim oldu. Bu süreçte Hrant Dink’in diyalog çağrısı, Türklükle ilişki kurma biçimlerinde de etkili oldu. Dink, “ötekiyle konuşma” yaklaşımıyla gençlere hem kimliklerini koruma hem de çoğulcu bir toplum tahayyülünde yer alma imkânı sundu.

 

Somut örnekler ve yansımalar

 

Araştırmamızdaki görüşme verileri Dink’in etkisini somut biçimde doğruladı. Gençler, anmalarda bir araya gelmenin, Agos’u takip etmenin ve gençlik örgütlerine katılmanın Dink’in mirasıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirttiler. Aynı zamanda suikastın ardından bazı gençlerin kimliklerini kamusal alanda daha temkinli ifade ettikleri (haç kolyeyi görünür şekilde takmamak gibi) ya da aileleri tarafından buna yönlendirildikleri de bir vakıadır.

 

Mahalleler, bu pratiklerin gerçekleştiği alanlar olarak öne çıkıyor. Ermenilerin yoğun yaşadıkları semtler gençlerin hem korunma hem de farklı gruplarla ilişki kurma imkânı bulduğu mekânlar. Dink’in anılması ve anma pratikleri, mahallelerde gençlerin bir araya gelmesini sağlayan önemli bir bağ oluşturuyor. Araştırmamız sırasında 18-30 yaş aralığındaki bu gençler, yani 2007 Kuşağı artık 30lu yaşların ya başında ya da sonundalar ve bir ara yaş grubu oluşturmak üzereler. Dolayısıyla Hrant Dinkin etkisinin bu kuşak aracılığıyla bir sonraki kuşağa yansıması beklenmeli ve bence önümüzdeki dönemde bu da araştırılmalıdır.

 

Sonuç

 

Hrant Dink, İstanbul’daki Ermeni gençliğinin kimliklenme sürecinde hem bir ilham kaynağı hem de bir uyarı oldu. Onun kamusal söylemi gençlere görünürlük cesareti verdi; suikastı ise görünür olmanın maliyetini hatırlattı. Sonuç olarak, Hrant Dink suikastı, İstanbul’daki Ermeni gençlerinin kimlik inşasında belirleyici bir rol oynamıştır. Bu olay, gençlerin kolektif hafızasında güçlü bir iz bırakmış, kimlik stratejilerini yeniden şekillendirmiştir. Suikasttan yaklaşık on yıl sonra gerçekleştirdiğimiz saha araştırması, gençlerin kimliklerini hem Ermeni kimliğine sahip çıkarak hem de Türkiye toplumuyla ilişkilenerek kurduklarını göstermektedir. Bu bağlamda, özlemle andığımız Hrant Dink’in mirası, bir kimlik kaynağı olarak da değerlendirilmelidir.

 

 

Kaynakça:

Mannheim, K. (1990). Le Problème des générations, Eds. Nathan.

Fırat, Derya, Öndercan Muti ve Tuğba Emiroğlu (2017), “Gezi Direnişi vesilesiyle: Türkiye’de Politik Kuşaklar ve 19 Ocak Kuşağı”, Fırat, Derya Cihan Erdal (der.), Devrimci Bir Pusula: Gezi (İstanbul: Ayrıntı Yayınları): 147-171.

Yücel, H. (2019). Günümüz Türkiye’sinde Ermeni Genci Olmak. Alternatif Politika, 11(2), 401-429.

Yücel, H. Yedikardeş U. (2019), Arayış İçinde Bir Kuşak: Günümüz İstanbul’unda Ermeni Lisesi Mezunu Gençler, Libra yay.

 

Doç. Dr. Hakan Yücel Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesidir.

Hakan Yücel Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümü Lisans programından 1995’de, Yüksek Lisans Programından 1998’de mezun oldu. 2006 yılında Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales (EHESS)’de, “Une identité générationnelle-territoriale? : les jeunes d'origine alévie du quartier Gazi d'Istanbul” [Kuşaksal-mekansal bir kimlik mi?: İstanbul Gazi Mahallesinin Alevi Kökenli Gençleri] başlıklı doktora tezini savunarak sosyoloji alanında doktor ünvanı kazandı. Hakan Yücel’in başlıca çalışma alanları gençlik sosyolojisi, kimlik-mekan ilişkileri, azınlık kimlikleri, toplumsal hareketler ve popüler kültürdür.

E-posta: hakanyucel1970@gmail.com

Blog: hakanyucel.net